Sezon başında Carra, Skrtel, Agger, Kelly ile dolu olan defans bölgesine Yunan Kyrgiakos‘un eklenmesine karışık duygularla yaklaşmıştım. Beklentilerin aksine çöp gibi bir defans anlayışıyla her turnuvada havlu atılmasının ardından, kötü gidiş sayesinde Rafa‘dan 5-6 maçlık bir ilk 11 koşusu alan dev Kyrgiakos, bu karışık duyguların olumsuz tarafını sildi bitirdi. Belki konuşmak için erken ama kadrodaki en komple stoper olduğu hususunda iddialıyım. Tutku, güç, boy, ileri çıkışlar, kademe, liderlik… Komple bir savaşçı Kyrgiakos ve belki de bu düş kırıklıklarıyla dolu sezonun tek güzelliği.
Zenit süksesi sırasında Barca mı alır, Utd mı diye papatya falları açılırken Arsenal‘i seçti ve herkesi şaşırttı Arshavin. Euro 08 performansı Wenger‘in ona güvenoyu vermesi için son sınavdı, geçer notu patlatınca kırmızı-beyaz formanın kapıları sonuna kadar açıldı. Premier Lig’e, topa bile dokunamadan ülkesinin yolunu boylayan çok sayıda teknik adam geldiğini gördük. Arshavin de onlardan biri olur mu diye sorular soruldu İngiliz basınında ama %50’si Liverpool‘a olmak üzere 27 maçta 12 gol atarak müthiş iki devre yaşadı Ada’da.
Hafiften, 1 senesinin değerlendirmesini yaptığı ropörtajında klasik şeyler söylemiş Rus oyuncu. Wenger‘in saha içinde ona tanıdığı özgürlükten Premier Lig’in zorluğuna kadar herkesin yaptığı türden açıklamalar ama içinde bir bölüm var ki ilgimi çekti doğrusu; “Taraftarları çok seviyorum, onlar da beni. Hatta okadar çok ki bazen karımdan bile daha fazla sevdiklerini hissediyorum.”
Bu durumda sorgulanması gereken “Topçuların” Arshavin aşkının boyutu mu, yoksa Arshavin‘in evde yaşadığı sevgisizlik mi bilemedim. Evde bir sorun yoksa bile bu açıklamadan sonra başlayacaktır. Kadınları biraz tanıyorsam Arshavin‘in karısını duyar gibiyim, “Madem seni benden çok seviyorlar, git onlarla birlikte ol.” Mutlu aile tablosu içinde gereksiz bir açıklama olmuş, karısına sağlam bir rapor hazırlar artık Arshavin.
Geçen yazın hazırlık maçları döneminde yetenek fabrikası Arsenal‘de bir oyuncu ön plana çıktı; İngiliz futbolunda son dönemde çıkan en heyecan verici genç, kuşkusuz Jack Wilshere. İngiliz kamuoyunu geçtim bizde dahi herkes çocuğun nasıl bir yıldız olacağını ön görüp duruyordu. Merak etmeyin ben de aksini iddia etmeyeceğim, Jack olağanüstü tekniği, Arsenal’deki çoğu oyuncuda bulunmayan gücü, şutlarıyla komple bir yetenek ve birkaç seneye kalmaz ülkenin en büyük oyuncusu olmaya aday.
Sene başındaki bu olağanüstü çıkış hocası Wenger‘i hem sevindirmiş hem de korkutmuştur çünkü Wilshere‘dan daha büyük bir sükseyle kadroya katılan Theo Walcott aradan geçen süreçte ön görüldüğü oranda başarılı olamadı. Hala gelişim sürecinde ama süreci daha hızlı geçmesi bekleniyordu. Walcott‘dan hafiften de olsa ağzı yanan Wenger, Wilshere‘a daha temkinli yaklaşıyor.
Peki bu derece yetenekli bir oyuncu takımında kadroya giremeyince diğer takımlar boş durur mu? Burnley‘nin başını çektiği birkaç Premier Lig kulübü Jack için Arsenal’ın kapısında beklemeye başlamış. Hedef ocak döneminde kiralık. Her fırsatta genç oyuncuya olan hayranlığını dile getiren Owen Coyle‘un Burnley’sinin şansı biraz daha fazla diğerlerine göre.
Wenger ne düşünüyor bu konuda? Everton menajeri Moyes ile birlikte sakatlıklardan en çok çeken teknik adam olan Wenger uzun zaman sonra şampiyonluk yarışının içine girmişken kadro derinliğini kaybetmek istemeyebilir. Bir yandan da çocuğun gelişimi için şans bulması gerektiği gerçeği var. Wenger için zor bir karar.
Penaltı uzmanı bir savaşçı olmasının yanında ilk Premier Lig maçına 37 yaşında çıkan yaşlı bir kurt Graham Alexander. Şuanda 38 yaşında ve Burnley ile sezonun tüm maçlarında forma giyip tam 5 gol attı. İngiltere doğumlu olmasına rağmen İskoç babası sayesinde İskoçya milli formasını seçip en büyük hayaline ulaştı. Bu hedef de tıpkı Premier Lig gibi geç ulaşılmış bir hedefti. Türk basınına selam olsun Alexander milli formayla 31 yaşında tanıştı. 19 yıllık profesyonel futbolculuk kariyerinde Scunthorpe, Luton, Preston ve son olarak Burnley formaları giydi, açıklamasına göre en büyük kabusu içindeki ateşin bittiğini hissettiği Luton döneminde gördü. Kariyeri bitti derken şimdilerin Everton menajeri David Moyes‘in çalıştırdığı Preston‘a transfer oldu. Daha geçen gün, “Bugün sahip olduğum herşeyi Moyes’e borçluyum” demesine rağmen ikilinin ilişkisi hiç de iyi başlamamış aslında.
Moyes o dönem sağ bek olarak oynayan Alexander‘a az şans verir, o şanslardan sonra da maçların kasetlerini oyuncularına izletirken en büyük eleştiriyi ona getirirmiş. “Hem beni herkesin içinde rezil ediyor hem de takıma seçiyor, bu ne yaman çelişki” diye düşünmüş ve moralini çok bozmuş İskoç oyuncu ama Moyes‘in bir televizyon roportajında kendisinin milli takıma seçilmesi gerektiğini söylemesiyle birşeyler dank etmiş. O dankla birlikte 31′den sonra milli takım, 37′den sonra Premier Lig yolları açıldı yaşlı kurdun önünde daha ne olsun, dank etsin de böyle etsin.
Şuanki menajeri Coyle, 38′lik İskoç’un bir sene daha oynaması için baskı yapıyor, böylesine müthiş bir performans ve devamlılığın üzerine bir değil birkaç sene daha Alexander‘ı izleriz.
Ülkelerin akımlarına bayılıyorum. Akım biraz kibar oldu, kabaca furyalara. Bizde Rumen, Brezilyalı, Yugoslav, Afrikalı furyaları olur da İngilizler boş durur mu? Arsene Wenger‘in beklenmedik başarısı birçok İngiliz ekibinin Fransız teknik adamlara yönelmesine neden olmuştu. Gerard Houllier, Jean Tigana, Alain Perrin ve daha birçok isim geldi geçti Premier Lig’den, tutmadı bu furya, İspanyol menajerlere geçildi. Ramos, Benitez derken bundan da vazgeçildi. İngiliz milli takımında Capello iyi başlayınca devamının hemen geleceği belliydi, öyle de oldu, moda İtalyanlar İngiltere‘de. Zola, Di Matteo, Ancelotti, şimdi sıra Mancini‘de.
“Kısa yoldan Chelsea” parolasıyla City’nin başına gelen Abu Dhabi grup bu hedef doğrultusunda emin adımlarla ilerliyor. Chelsea’nin yaptığı gibi İtalyan bir menajer takımın başına getirildi. Onca forvetle sağlamcı bir tarz sergileyecekler, burası kesin. Mancini 3.5 yıl City‘nin başında olacak, yardımcısı da Brian Kidd İtalyan hocanın. Futbolculuğunun son döneminde Leicester City ile Premier Lig tecrübesi yaşayan Mancini’nin İngiltere‘ye yabancı olmaması bir avantaj.
Hughes ve ekibindeki Mark Bowen, Eddie Niedzwiecki, Kevin Hitchcock ve Glyn Hodges‘le yollar ayrıldı. Abramovich Chelsea‘yi satın aldığında takımın başında olan Ranieri’nin kovulacağı nasıl belliydiyse Hughes‘un yollanacağı da o kadar açıktı. 15 aylık birlikteliğin her anı “ha bitti ha bitecek” modunda geçerken nasl başarılı olabilirdi ki zaten? Bu arada suyu ısınan Benitez‘in yerine yönetim İtalyan birini getirirse hiç şaşırmam. Nerede bir furya, orada Liverpool…
Dar kadro avantajlarının tamamını, Rooney‘i Utd‘a sattıktan sonra kullanıp, Everton‘ı kümede kalmak için çırpınan bir kulüp durumundan ilk 5 hedefleyen vaziyete getiren David Moyes övgülerin en büyüğünü hakediyor kuşkusuz. Yıllar sonra dünya çapında bir oyuncu yetiştirmenin verdiği gurur, Ferguson‘un nakiti patlatıp Rooney‘i renklerine bağlamasıyla yerini öfkeye bırakmıştı. Bu öfke, Rooney‘den gelen nakitin belki de futbol tarihinin en başarılı para yönetimi sonucu başarıya dönüştürülmesiyle birlikte unutuldu gitti. Buraya kadar herşey olumlu fakat genelde ilk 4′ü belli olan Premier Lig’de bir şekilde büyüklerin arasına girmeye çalışan kulüplerin çoğalması Moyes‘in güçlü 11, az yedek, kompakt kadro taktiğini gözden geçirmesine neden oluyor. Son iki senede takımın en önemli oyuncularının toplu sakatlıkları Everton taraftarını çok üzdü. Transferde de beklenen isimler alınamayınca zaten dar olan kadro iyice içinden çıkılmaz bir hale geldi. Ligin üstlerine alışan Everton‘ın bu seneki kötü gidişatı böylece açıklanıyor aslında.
Tüm bu dar kadro, bol sakat, çokça rakip, biraz hedefsizlik sorunlarını çözmek için önünde uzun bir ocak ayı var Moyes‘in. Açıklamaları şunu gösteriyor ki bu dönemde 2-3 yeni mavi katılacak Goodison Park‘a. Bunlardan ilki açıklandı bile. LA Galaxy‘nin ABD‘li forveti Landon Donovan. Diğer forvetler Jo, Saha ve Yakubu‘nun sürekli sakatlanmalarına alternatif olması için Everton forması giyecek 27 yaşındaki bitirici forvet. Bitiriciliği, Moyes’in en çok ilgisini çeken özellik aslında. Hatırlayın 90 dakika domine ettikleri maçta Liverpool’a tek gol dahi atamamalarını.
Donovan tarafından bakılım biraz da; birkaç ay önce domuz gribi olmuştu, daha öncesinde takım arkadaşı Beckham‘ın sürekli Avrupa‘ya gitmek istemesini yüksek sesle eleştirip, olayı kavga boyutlarına taşımıştı. Kendisi de MLS’deki aradan faydalanıp Dünya Kupasına hazır olmak için Avrupa‘nın yolunu tuttu. Sözleşme kiralık olarak marta kadar, şimdilik. Bakalım Premier Lig’in tadını alınca eski takım arkadaşı gibi “Banane banane dönmek istemiyorum” havasına girecek mi?
2003′ten 2008′e yaptığı astronomik transferlerle Premier Lig’de para olgusunun köklerini değiştiren Chelsea, forvet-ortasaha-stoperleri geçtim beklere bile milyonlar harcayarak bir çığır açmıştı. Son seneye kadar, yani 5 sene boyunca her transfer döneminde yeni birer sağ ve sol bek alıp ortalama 30 milyon harcamaları, o dönemlerde bir hayli ilgimi çekmişti. Furyanın son halkası Bosingwa‘yı tüm bek yığınından ayrı tutarım. Tekniği, fuleleri, ortaları, şutlarıyla komple bir futbolcu Bosingwa. Chelsea için önemi büyük.
Kötü haber şu ki sezon başından beri dizinden sorun yaşayan Portekizli sağ bek Utd maçıyla beraber ameliyattan kaçamaz hale gelmiş. Ameliyat demek 3 ay demek, yani Bosingwa‘nın dönüşü Şubat’ı bulacak. Yerine Ivanavic oynayacak muhtemelen. Kabul o da boş değil, hatta süpriz çıkışlarla golle buluşabiliyor da ama Bosingwa farklı bir kulvarda ve çok aranacak, bu kötü haber. İyi habere gelince; beklerden sol taraftaki Ashley Cole‘un ameliyat gerektirmesi beklenen sakatlığı o kadar da ciddi değilmiş ve formadan uzak kalmayacakmıs.
Hoppala bu Poppy de ne dediğinizi duyar gibiyim. Poppy İngilizlerin I. Dünya savaşında hayatını kaybeden askerleri anmak, hatırlamak maksadıyla tertipledikleri gün. Kasım ayının ikinci pazarı asıl gün olsa da Ekim sonundan Kasım ortasına kadar yaygarası yapılıyor. Gelincik görünümlü rozetler, törenler, bağışlar suretiyle ülkeleri için ölen askerlere gösterilen saygı biçimi.
Televizyon’daki spikerden sokaktaki vatandaşa, Lordlar Kamarası‘ndaki vekillerden sanatçılara kadar herkesin göğsünde görebilirsiniz Poppyleri. Daily Mail gazetesinin büyük mücadelesinden sonra da sıra futbola geldi. Tüm Premier Lig takımlarını bu hususta zorlayan gazete, her gün Poppy update yaparak rozeti formalarına takmayan takımları deşifre etti. Son olarak geçen haftasonu rozeti takmayı kabul etmeyen Man Utd, Liverpool ve Bolton‘u ağır bir dille eleştirip İngiliz halkının kucağına attılar. Kırmızı formalarının üzerinde kırmızı rozetin estetik durmayacağını açıklayan Utd ve Liverpool kulüplerine tam sayfa, Poppy takılmış kırmızı Arsenal formasıyla cevap verip, “Bak L’pool&Utd! kırmızı üzerinde nasıl da güzel duruyor” diye tepki koymaları beni hayrete düşürdü. Bolton kulübünün sessiz kalması ve popüleritesinin diğer ikili kadar olmaması Daily Mail‘in nefretinden yırtmalarını sağladı. Şuan Ada’da tüm nefret Utd ve Liverpool üzerinde diyebilirim. İki takımın da haftasonu puan kaybetmesi Daily Mail ekibini sevince boğmuştur.
Konudaki tartışmalar tek taraflı değil elbet. Bana pes dedirten bu infaza Daily Mail‘i faşist olmakla suçlayan büyük bir kesim de tepki koyuyor. Şu Kasım ayı biran evvel bitse de tartışmalar da sona erse…















